Kitap İncelemeleri

Herkes Herkesle Dostmuş Gibi

herkes-herkesle-dostmus-gibi

Kitabın ilk sayfalarında olay akışını takip etmekte biraz zorlandığımı söylemeliyim. Okumaya başlamadan önce, yazar ve kitap hakkında araştırma yapmadım, sadece o anki ruh halime bağlı olarak ismini ve kapak tasarımını beğenerek sipariş ettim.  Okumakta zorlanmamın sebebi ise, olayların birbirinden bağımsız ilerlediğini bilmiyor oluşum, bu nedenle bir müddet sonra kitabı en başa sardım. Herkes Herkesle Dostmuş Gibi, Yazar Barış BIÇAKÇI’nın ilk romanı imiş.

Kitabın konusu adından da anlaşılacağı üzere, herkesin herkesin dostuymuşçasına davranmasını ele alıyor. Bir gün yataktan kalkıyorsunuz ve bir insana öyle ya da böyle dokunuyorsunuz, bir taksiye biniyor, bir bilet uzatıyor, bir kahvenin önünden geçiyorsunuz ya biri size dokunuyor ya da siz birisine dokunuyorsunuz. Dokunmak eyleminin sadece fiziksel temasla olmadığını kanıtlıyor bize Barış Bıçakçı.

Bir gün evden çıkıyorsunuz ve olaylar başlıyor, tüm gün sokakta yürüdüğünüzü ve her konuşulanı duyduğunuzu düşünün, rahatsız edici. Bu nedenle inanılmaz güzel bir olay örgüsü olduğunu söylemek mümkün, fakat bitirdiğim andan itibaren gerçekten kafamın içinde binlerce ses vardı, kitabın olayı da bu bence, geride bir gürültü bırakarak rahatsızlık hissi yaratıyor.

Bazı romanları, hikayeleri okuruz, içeriğinde; aşk, aksiyon, adrenalin, korku, ölüm, heyecan, tutku gibi birçok unsur vardır. Bu kitaptaki her şey farklı kahramanlar aracılığı ile Ankara’nın -çok kısa bir bölümde İstanbul’unda- farklı semtlerinde, farklı taşıma araçlarında, farklı evleri ve sokaklarında geçiyor. Olay örgüsünün yanı sıra, semtlerin tasviri ve öne çıkan özellikleri de etkileyici.

Anlatım dili sade ve akıcı, okurken hiçbir yerinde takılmadım, çünkü dediğim gibi günlük hayatın koşturmacaları ve koşturanların konuşmaları ve hissettikleri anlatılıyor. Çok olayda kendi hayatımdan parçalar gördüm, en belirgini ise, Aylin ve Arzu arasındaki ilişki. Kimi zaman bende dinlenmediğimi; ama konuşmak zorunda olduğum için oradan buradan konuştuğumu fark ediyorum ve canım sıkılıyor, buna rağmen aynı şeyi başkalarına ben yapmaya başlıyorum, sonra bu konuşma ne zaman bitecek diye karşımdakinin gözlerine içine bakıyorum-bakamıyorum.

Okurken çok yerin altını çizdim, öyle kıymetli ve güzel tespitler var ki. Yazara ve kitaba olan saygımdan iki yeri paylaşacağım.

““Keşke tıp okusaydım.” O zaman aşka inanmazdı. Kalp vücuda kan pompalar, kalbin karıncıkları, kulakçıkları vardır, bir sorun çıkarsa göğüs kafesi açılır ve kalp dışarı çıkarılır, bir doktor onu elinde tutar, bacaktan aldıkları bir damarı taktıktan sonra kalbi yerine koyarlar. “Bir hafta hiç hareket etmeden sırtüstü yatacaksınız.” Çağla da taksiye binip arkadaşının doğum günü partisine gidecek…”

“…Şimdi çok çok sarhoşum bana kızıyor ama şimdi çok çok sarhoşumMidem de bulanıyorKoluma giriyorlar şimdi benim. Kusacağım ben kusmak istiyorum. Tuvalete eğiliyorum. Ağabeyim saçlarımı tutuyor benim. “Burnunu kapa, burnundan gelmesin.” diyor. “Yirmi üç yaşındayım ve hayat burnumdan geldi benim. Hepinizin hayatı burnumdan geldi, diyorum onlara…”

Herkesin hayatından küçük birer kesit görmek, nedense onları tamamen tanımak gibi geldi bana. Sanki bütün hayatlarını, acılarını, pişmanlıklarını biliyormuş hissine kuvvetle kapıldım

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s